Diyanet İşleri Başkanlığı

 Kuruluş ve Tarihi Gelişim

 Temel İlkeler ve Hedefler
  Prof.Dr.Mehmet GÖRMEZ
 Başkanlarımız
 İl Müftümüz
 Eski İl Müftülerimiz
 İlçe Müftümüz
 Eski İlçe Müftülerimiz
 Müftülüklerin Görevleri

 Mevzuat

 D.İ.B.Tüzükler
 D.İ.B.Yönetmelikler
 D.İ.B.Yönergeler
 Genelge 2007

 Diyanet İşleri Başkanlığı

 Türkiye Diyanet Vakfı

 D.İ.B Süreli Yayınlar
 Diyanet Aylık Dergisi
 Diyanet Çocuk Dergisi
 Diyanet Avrupa Dergisi
 Diyanet İlim Dergisi

 Giriş Sayfan Yap

 Sık Kullanılanlara Ekle

 
   

   *  GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ MİNBERİNDEN HALKA HİTABESİ
   *   ATATÜRK’ÜN DİNİMİZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ
   *  ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER
 
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ MİNBERİNDEN HALKA HİTABESİ
 
“Ey millet !

Allah birdir. Şânı büyüktür. Allah’ın selâmeti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara hakâyık-ı diniyyeyi tebliğe memûr ve resûl olmuştur. Kanûn-u esâsîsi, cümlemizce malûmdur ki, Kur’ân-ı azîmü-ş-şân’daki nusustur. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz, son dindir, ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa ve hakikate tamamen tevafuk ve tetâbuk ediyor. Eğer, akla, mantığa ve hakikate tevâfuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavânîn-i tabiiye-i ilâhiyye beyninde tezat olması îcâbederdi. Çünkü bilcümle kavânin-i kevniyyeyi yapan Cenâb-ı Haktır.

Arkadaşlar!

Cenâb-ı Peygamber mesâîsinde iki dâra, iki hâneye malik bulunuyordu. Biri kendi hânesi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini, Allah’ın evinde yapardı. Hazreti Peygamberin isr-i mübârekelerine iktifâen, bu dakikada milletimize; milletimizin hâl ve istikbâline ait husûsâtı görüşmek maksadıyla bu dâr-ı kutsîde Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna mazhar eden Balıkesir’in dindâr ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesîle ile büyük bir sevâba nâil olacağımı ümit ediyorum.

Efendiler!

Câmiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Câmiler itâat ve ibâdet ile beraber din ve dünya için neler yapmak lâzım geldiğini düşünmek, yâni meşveret için yapılmıştır. Millet işlerinde her ferdin zihni başlı başına faaliyette bulunmak elzemdir. İşte biz de burada din ve dünya için, istikbâl ve istiklâlimiz için, bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum. Hepinizin düşündüklerini anlamak istiyorum. Amâl-i milliye, irâde-i milliye yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bilumum efrâd-ı milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibarettir. Binâenaleyh benden ne öğrenmek, ne sormak istiyorsanız serbestçe sormanızı rica ederim (...) Minberler halkın dimağları, vicdanları için bir menba-ı feyz, bir menba-ı nûr olmuştur. Böyle olabilmek için minberlerden aksedecek sözlerin bilinmesi ve anlaşılması ve hakayık-ı fenniyye ve ilmiyyeye mutabık olması lâzımdır. Hutebâ-yı kirâmın ahvâl-i siyâsiyye, ahvâl-i ictimâiyye ve medeniyyeyi hergün takib etmeleri zarûrîdir. Bunlar bilinmediği takdirde halka yanlış telkînât verilmiş olur...”

ATATÜRK’ÜN SÖYLEV VE DEMEÇLERİ, I-III, 1989, II,98-99)

ATATÜRK’ÜN DİNİMİZ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

Din vardır ve lâzımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur - tefsirler, hurafeler- binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır. 1922

Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor. 1923

Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalb ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. 1923

Tarih, hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harbte bile askerî dehâsı kadar siyasî görüşüyle de yükselen bir insanı cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar. Hz. Muhammed bu harb sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmamış olsaydı, bugün yeryüzünde müslümanlık diye bir varlık görülemezdi.1923

Bizim dinimiz en mâkul ve en tabiî bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lâzımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. 1923

Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alâkası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı kâfir olmak sanıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, İslâmların kâfirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil, beyinledir. 1923

Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da, Peygamber de insanların ve milletlerin değer ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor. 1923

ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI ÜZERİNE BAZI DÜŞÜNCELER

Mehmet Emin BAYAR

Diyanet İşleri Başkanlığı

Teftiş Kurulu Başkanı

            Din, evrensel bir olgudur. Din, insanla beraber var olmuş ve insanla birlikte  varlığını  sürdürecektir.  Tarihin  hiçbir  devresinde  dinsiz  bir cemiyetin ve dini  yok sayan  hiçbir devletin var olduğu  görülmemiştir. Çünkü  insan,  maddi tarafı yanında  manevi tarafı da olan  bir varlıktır. İnsanın manevi ihtiyaçlarını karşılayan olguların en başta geleni dindir.

             Din,  fertleri  mukaddes  duygu,  ortak  şuur  ve  vicdan etrafında birleştiren bir amil olduğu gibi, toplumları yükselten onların gelişmesini sağlayan  bir kurumdur.  Din, ahlaki bir müessese olarak insanlara yön veren ve kişiyi içten kuşatan, kucaklayan bir disiplindir.  Din anarşinin, haksızlığın, adaletsizliğin, kötülüğün, zulmün, şiddetin, terörün, cehaletin, rüşvetin düşmanıdır. Dini duyguları zayıflamış, manen çökmüş toplumların varlıklarını devam ettirebilmeleri oldukça güçtür.

             İnsan sosyal bir varlık olmakla birlikte onun bir de iç dünyası vardır, Yalnızlık, çaresizlik, korkular, kederler, hastalıklar, kayıplar, musibet ve felaketler karşısında ona ümit, teselli ve güven sağlayan en son sığınak din olmuştur. Bugün artık dünyada dine dönüş olayı yaşanmaktadır. Dinin yeniden itibar kazanmasında, bir asırdan beri bilgi ve tefekkürün artması, aydınların konuya ilgi göstermesi ve geçmişte olduğu gibi sosyal, siyasi ve milletlerarası  olaylar  üzerinde  dinin  belirleyici  gücünün  fark  edilmesi etkileyici olmuştur.

             Tarih boyunca milletimiz için güç ve moral kaynağı olan İslam dini, kültürümüzde  derin  izler bırakmış,  kalkınma  hamleleri  huzur,  saadet, birlik, beraberlik, düzen ve intizamın ana kaynağı olmuştur. Bundan dolayı Türk devletleri  içinde din  hizmetlerini  organize eden  kurumlar,  devlet mekanizması içinde yer almış ve bu müesseselere önemli fonksiyonlar yüklenmiştir  

Bilindiği üzere Mustafa Kemal Atatürk'ü n modern Türkiye'nin inşasında ayrı ve müstesna bir yeri bulunmaktadır. Atatürk, modern Türk devletini,  önündeki  bütün  düşünsel  ve  pratik  problemleri  büyük  bir ustalıkla ve ileri görüşlülükle çözerek kurmuştur. O, bir taraftan İslami değerleri  devlete temel  yaparken,  diğer taraftan  çağdaş  medeniyetler seviyesine ulaşabilmek için köklü reformlara girişerek devlet kurumlarını re-organize  etmiştir.  Bunu  yaparken  milli  ve  manevi  mirası  asla reddetmemiş, bilakis bu değerleri Batı dünyasını yakalama gayretine ivme kazandıran bir unsur olarak telakki etmiştir.

Halkçı  bir  önder  olan  Atatürk,  Türk  toplumunu  çağdaş  uygarlık istikametine doğru dönüştürmek için giriştiği inkılaplarında öncelikli olarak Türk   milletinin  köklü  manevi  değerlerine  dayanmıştır.  Onun  belirgin olarak göze çarpan başarısı, dini doğru bir şekilde anlaması ve ondan ülkenin  dirilmesi  ve  kalkınması   için  hakkıyla  yararlanmasıdır.  Nutku, söylev  ve  demeçlerine  baktığımızda  sürekli  olarak  İslamiyet'e  ait kavramlara demeçlerine  baktığımızda  sürekli atıfta  bulunduğunu  görmekteyiz. bir Konuşmalarında Kur'an ait ayetlerine referansta bulunmuş, Hz. Muhammed'in hadislerini zikretmiş ve İslam'ın çeşitli meseleleri ile ilgili bakışını  belirtmiştir.  

Bu  konuşmalardan,  Atatürk'ün  dinine  bağlı  bir  lider,  İslamiyet hakkında  geniş  ve  zengin  bilgisi  olan  bir  kimse  olduğunu  anlıyoruz. Konuşmaları  dikkatlice  tahlil  edildiğinde,  onun  din  anlayışının  çağının mevcut birikiminin çok ötesinde olduğunu görüyoruz. Dini taassubun çok yaygın olduğu, din adına softaların  halk üzerinde tesir ve nüfuz elde ettikleri, Osmanlı'dan kalma medrese geleneğinin hala direnç gücüne sahip olduğu bir dönemde aşağıda tafsilatıyla vermeye çalışacağımız fikirleriyle Atatürk,  din  alanında  da  çağdaş  görüşlere  sahip  olduğunu  ortaya koymuştur. Çünkü onun 1920 lerin koşullarında söyledikleri aradan bunca yıl geçtikten sonra  bugün  ülkemizin  ilahiyatçılarının  birçoğu tarafından İslam'ın sahih yorumu olarak ileri sürülmektedir.  

Konuyu daha fazla uzatmadan burada Atatürk'ün din konusunda dile getirmiş olduğu ve muhtelif kaynaklarda yer verilen  sözlerinden tespit edebildiklerimizi  burada zikretmek yerinde olacaktır:  

"Türk    milleti   dindar   olmalıdır   yani,   bütün sadeliğiyle  dindar  olmalıdır  demek  istiyorum.   Bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum... Din şuura muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiııa etmiyor. "

 "Bizim dinimiz en tabi ve makul dindir ve ancak bundan  dolayıdır ki son  din olmu~tur.  Bir dine  tabü olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur. "1

            "Ey Arkadaşlar!  Tanrı  birdir,  büyüktür- Adalet-i ilahiye,   O'nun  tecellilerine  bakarak  diyebiliriz  ki, insanlar iki sınıfta, iki devrede mütalaa olunabilir, ilk devir  insanlığın  çocukluk  ve  gençlik  deııridir.  İkinci devir, insanlığın kemal devridir. "  

"Ey millet! Allah  birdir,  şânı,  büyüktür.  Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini  hakikatleri  tebliğe  memur  ve  resul  olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kur'ani azimuşsândaki  nusustur.  İnsanlara  feyz  ruhu  vermiş olan dinimiz son dindir, temel dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa hakikate tamamen uyuyor. Eğer akli mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ııe tabi kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi.  Çünkü bütün kanunları yapan Cenab-ı Haktır. "2  

"Din,  bir  ııicdan  meselesidir.  Herkes  ııicdanın emrine uymakta serbesttir.  Biz dine saygı gösteririz. Dü~ünce  ve  tefekküre  karşı  değiliz.  Biz  sadece  din i~lerini,  millet  ve  devlet  i~leriyle  karıştırmamaya çalışıyoruz, kasta ve füle dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat ııermeyeceğiz. "3  

Din  ııardır  ııe  lazımdır,  Temeli  çok  sağlam  bir dinimiz var malzemesi iyi.  Fakat bina uzun asırlardır ihmale  uğramış.  Harçlar döküldükçe  yeni harç  yapıp binayı  takııiye  etmek  lüzumu  hissedilmemi~.  Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış, Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez, Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve  sağlam  temeller  üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır, "4   

"Efendiler.." Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek danışmak için  yapılmıştır.  Millet işlerinde  her kişinin zihninin  başlı  başına  çalışması  lazımdır.  İşte  biz de burada din ve dünya için geleceğimiz ve istiklalimiz için ııe en çok milli egemenliğimiz için neler düşündüğümüzü meydana  koyalım,  Ben  yalnız  kendi  düşüncelerimi söylemek   istemiyorum,   Hepinizin   düşündüklerini anlamak istiyorum. Milli ülküler milli irade yalnız şahsın düşünmesinden değil tüm millet fertlerinin ülkülerinin toplamıyla yaratılır... " "Milletimiz dil ve din gibi kuııvetli iki  hazineye  sahiptir.  Bu  faziletleri  hiç  bir  kuııvet milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamayacaktır ve alamaz. "5

"Bizim dinimiz hiçbir ııakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir, Allah'ın emrettiği şeyi, kadın   ve   erkek   beraber  olarak   ilim   ve   kültür edinmeleridir, Kadın ve erkek, bu ilim ve kültürü aramak ııe nerede olursa  oraya gitmek ııe onunla  dolu olma zorundadır. Îslam ve Türk tarihi tetkik edilirse görülür ki bugün kendimizi bir türlü kayıtları bağlı zannettiğimiz şeyler yoktur. Türk sosyal hayatında kadınlar ilim, kültür ııe   diğer   hususlarda   erkeklerden   katiyen   geri kalmamışlardır, Belki daha ileriye gitmişlerdir,  

"Minberlerin  halkın  anlayacağı  bir  dille  ruh  ve dimağa hitab olunmakla İslam ehlinin ııücudu canlanır, iman  kuvvetlenir,  kalbi  cesaret  bulur.  Fakat  buna nazaran  hatiplerin  haiz  olmaları  lazım  gelen  özellik yetenek ııe dünyanın gidişini bilmeleri çok önemlidir. "  

Bizde ruhbanlık yoktur, Hepimiz eşitiz ve dinimizin ahkamını  eşit  olarak  öğrenmeliyiz,  Her  fert  dinini, diyanetini,  imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, orası da mekteptir, 6,

"Bu   başarının,   kutsal topraklarımızı düşman istilasından büsbütün olarak kurtaracak olan kesin zaferin hayırlı bir başlangıcı olmasını Tanrının lütfundan dilerim.” 

          "Biz ne Bolşevik'iz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız, Türkler milliyetperııer ve dinlerine hürmetkar bir millettir, Bizim hükümet şeklimiz tam bir Demokrat Hükümetidir. "' 

Zikrettiğimiz bu alıntılar dikkatlice tahlil edildiğinde Atatürk'ün zihninde,

 1. Dini toplumlar için bir değer kabul ettiği, bu değerden yoksun toplumların varlıklarını uzun süre devam ettiremeyecekleri,

2. İslam dini, insan tabiatına uygun hükümleri ihtiva ettiğini, onda mündemiç tabii  kuralların  keşfi  için  de  gerçek din  alimlerine ihtiyacın olduğu,

3.  İlahi ve tabii kanunlar arasında herhangi bir tezadın bulunmadığı, 4. Dinin  esasının değişmez özelliğe sahip olduğu,  bunun dışında sosyal hayatı tanzim eden tali kuralların zaman ve mekandaki farklılaşmaya uygun olarak değişebileceği,

5. Doğru yorumlandığı takdirde dinin ilerlemeye mani olmadığı, Şeklinde düşüncelerin yerleşmiş olduğu sonucuna varılmaktadır.  

Atatürk'ün, İslamiyet'in yüzyıllar boyu oluşan mevzi ve kişisel yorum ve ayrıntılarından ziyade, dinin başlangıçtaki durumuna ve temel ilkelerine ve kısacası ed-din kavramına önem vermiş olması önem arz etmektedir. Ayrıca mezkur ifadeler, ifade sahibinin dinle ilgili gerçekleri tüm çıplaklığı ile bildiğine gayet güzel delil teşkil etmektedir. 

Atatürk hiçbir zaman dine karşı olmamıştır. Onun mücadele ettiği, din  maskesi  altında  insanların  sömürülmesi,  dini  kullanarak  kendine makam, mevki ve çıkar sağlayarak dini yozlaştıranlardır. Onun gerçek anlamdan neden şikayetçi olduğu hususu, 16 Mart 1923'te Adana'da Türk Ocağında esnaf ve sanatkarlarla yaptığı konuşmasında ortaya çıkmaktadır:  

"Bizi yanlış yola sevk eden habisler, bilirsiniz ki, büyük ölçüde din perdesine bürünmüşler saf ve nezih halkımızı  hep  şeriat  sözleriyle  aldata  gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki,  milleti mahveden,  esir eden,  harap eden  fenalıklar  hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Onlar her   türlü   hareketi   dinle   karıştırdılar.   Halbuki, elhamdülillah,  hepimiz  müslümanız,  hepimiz  dindarız. Artık bizim dinin icabını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın babalarımızın  kucaklarında  verdikleri  dersler,  bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidirler. Buna rağmen hafta tatili, dine mugayirdir gibi hayırlı, ve akla, dine muvafık meseleler hakkında, sizi iğfal ve idlale çalışan habislere iltifat etmeyin.  Milletimizin  içinde hakiki ve ciddi  ulema  vardır.   Milletimiz  bu  gibi  ulema  ile müftehirdir.  Onlar  milletin  emniyetine  ve  ümmetin itimadına mazhardırlar. Bu gibi ulemaya gidin: Bu efendi bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz deyiniz. Fakat suret-i umûmiyede buna da ihtiyaç yoktur.

 Bilhassa  bizim  dinimiz  için  herkesin  elinde  bir miyar vardır. Bu miyarla hangi şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz"8

 Bu  sözlerden,  Atatürk'ün  dar  çerçeveli   din   anlayışına,  din sömürücülüğüne,  taassuba  ve  yobazlığa  karşı  tavır  aldığı,  ulusumuzu bunlara  karşı  uyanık  tutmak  istediği  açık  ve  seçik  bir  şekilde bunlara  karşı anlaşılmaktadır.

 Bunun  yanısıra Atatürk'ün  dinin  pratiklerini  yerine getirmeye de karşı olmadığı, görevini aksatmamak kaydıyla herkesin dini vecibelerini dilediği  gibi  yerine  getirebileceğini  istediği  anlaşılmaktadır:  Bir  gün Atatürk'ün yakın arkadaşı  Necip Ali  kendisine,  müşterek dostları  Münir Hayri Egeli'nin namaz kıldığını söyler. Münir beyi sevmeyenler bu durum karşısında kovulacağını düşünürler. Ancak Atatürk onlara:   "Batmak üzere olan bir gemide bulunsanız, herhalde "Yetiş Ya Gazi! demez, Allah dersiniz. Bundan daha tabii ne olabilir", der ve Münir beye de dönerek: "Dünyadaki işlerine zarar vermemek şartıyla namazını kıl, heykel yap, resim de" cevabını verir.9

Atatürk'ün  dine  yaklaşımını  doğru  anlayabilmek  için  onun  irtica kavramına  hangi  anlamları  yüklediği  konusunun  bilinmesine  ihtiyaç bulunmaktadır. Yukarıda da zikrettiğimiz gibi, Atatürk dinin ilerlemeye mani bir unsur olmadığı, bilakis insanları içten kuşatan ve onları manen motive ederek ilerlemenin temel güdüsünü teşkil ettiği kanaatindedir.  

Atatürk irticaı, din karşıtlığı değil, inkılap karşıtlığı olarak algılamaktadır. Bir söylevinde;

 "İnkılabımızın umde-i asliyesi Türkiye Cumhuriyeti halkının tamamen  "asri" ııe bütün mana ııe eŞkaliyle medeni  bir  heyeti  ictimaiyye  haline  isal  etmektir. (Söyleıı  ve  Demeçler)  "Efendiler,  hayatın  felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her nâfi şey karşısında, onu imha edecek bir kuııvet belirir, Bizim lisanımızda buna irtica denir. (İzmir Halkı ile Konuşma, Ankara,  1982,  s.  109).  "Milleti  teceddüt  vadisinde durdurmaya  çalışmak  için  irticâkar  fikirler  perverde edenler  muayyen  bir  sınıfa  istinad  edebileceklerini zannediyorlar.  Bu  katiyen  bir  vehimdir,  bir  zandır" demektedir (Söylev ve Demeçler).  

Atatürk aynı zamanda milli egemenlik ilkesine karşı çıkışı da irtica olarak değerlendirmektedir:  

"Unutulmamalıdır  ki,  milletin  hakimiyetini  bir ~ahısta yahut mahdud şahısların elinde bulundurmakla menfaat bekleyen  cahil  ve gafil  insanlar vardır...  Bu gibilere  mürteci  ııe  hareketlerine  de  irtica  derler. Katiyetle  söylerim  ki,  hakimiyet-i  milliyemizin  her zerresini şu veya bu suretle takyid etmek isteyenler en koyu mürtecidirler (Söylev ve Demeçler).  

Bunun yanısıra Atatürk din ve devlet işlerini birbirinden ayrılmasına karşı çıkanları da mürteci olarak nitelendirmektedir:  

"Din,  bir  ııicdan  meselesidir.  Herkes  ııicdanın emrine  uymakla serbesttir.  Biz dine saygı gösteririz. Düşünce  ve  tefekküre  karşı  değiliz.  Biz  sadece  din işlerini millet ııe deıılet işlerine karıştırmamaya çalışıyor, kasda  ııe  füle  dayanan  taassupkarâne  hareketlerden sakınıyoruz.   Mürtecilere  asla   fırsat  vermeyeceğiz" (Söylev ve Demeçler).  

Bu söylediklerinden anlaşıldığına göre Atatürk irticaı; ülkenin ihtiyacı olan   iyi,  güzel  ve  yararlı  şeyleri  almak  suretiyle  yenileşme  yolunda yürümemizi engelleyen, milli egemenlik ilkesine karşı çıkarak saltanat ve hilafetin geri gelmesini istemek, din istismarcılığı yaparak din işleri  ile devlet  işlerini  birbirinden  ayırma  projesine  karşı  tavır  sergilemek  ve bundan politik çıkar ummak biçiminde kendini gösteren her türlü fiil ve davranışın adı olarak algıladığı sonucuna varmak mümkündür.'°  

İslâm tarihine baktığımızda dinde politik çıkar, ya da  maddî kazanç sağlamak isteyenler daima toplumların inançlarını sömürdükleri, ayrıca, kara cehalet içerisinde bırakılan halkın, gerçek din ilkelerinden gittikçe uzaklaştırıldıklarına  şahit  olmaktayız. taassubun  da  doğurduğu  menfi sonuçlara dair tarihi  belgeler ortadadır.  Örnek verecek olursak:  1831 yılında veba gibi korkunç ve öldürücü bir hastalık Türkiye'nin sınırlarına dayanmıştır. Osmanlı Hükümeti, bu öldürücü salgın hastalığa karşı halkı korumak  için  gemilerin  karantina  altına  alınmasına  karar  verir.  Fakat toplumda etkili ve belli bir gücü bulunan tutucu kimlikli kimseler: "Bu bidattır; karantina denilen şey Frenk âdetidir. Ehl-i Islam  dininde buna riayet asla caiz değildir" diye baş kaldırmışlardır. Devlet; sağlık, akıl, şeriat yollarının   hepsine   başvurduğu   halde   "İstemeyiz"   gürültüsünü bastıramamıştır.    Bu   yüzden   tam   7   yıl   vapurlara   karantina uygulanamamıştır.  Tutucular karantinaya karşı direnişini sürdürdükleri için hükumet 1838 yılında Takvim-i vekai gazetesinde "edille-i şeri'ye ve Akliye" yani Şer'i ve Akli Deliller başlıklı bir yazı yayınlatmak durumunda kalmıştır.11 

          Hülasa, yukarıda anlatılanlar Atatürk'ün dindar ve sağlıklı bir din anlayışına sahip olduğunu açık bir Şekilde gözler önüne sermektedir. Hal böyle  iken  bazı  kesimlerce  ortaya  atılan “Atatürk'ün  yeni  Türkiye'yi kurarken ve inkılaplarını yaparken İslam dini hakkındaki tümüyle olumlu sözlerinin,   Cumhuriyet   rejiminin   kurulmasında   ve   inkılapların yapılmasında,  karşılaşılabilecek  kitle  engelini  yumuşatmak  amacıyla söylenmiş  olduğu"  şeklinde  fikirleri,  kabul  etmek  mümkün  değildir, Bunların  tümüyle  hayal  mahsulü  ve  maksatlı  olduğu  açıktır.  Çünkü Atatürk'ün bir din aliminin ki kadar doğru dinle ilgili bu sözleri, ancak samimi bir dindar ve gerçek bir yurtsever ve halkçı kimseden sadır olabilir.

          Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ATATÜRK, her alanda olduğu gibi milletimize İslam  Dininin  temel  esaslarının  ve  bid'atlardan  arındırılmış olarak ve girmiştir doğru kaynaklardan sunulabilmesi için büyük gayretlere girmiştir. 

          Onun Meclis Başkanlığı döneminde 03 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 429 Nolu Kanunda Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş, dini müesseselerin, cami  ve cami  ve  mescitlerin  yönetimi,  müftü,  vaiz,  imam-hatip  ve  müezzin- kayyımların tayin ve azilleri bu teşkilata verilmiştir.  

          Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluşunun 2. yılında 21 şubat 1925 tarihinde  bütçe  müzakerelerinde,  “dini  neşriyat"  üzerinde  durulmuş, Kur'an-ı  Kerim  meali  ve  tefsirinin,  hadis-i  şerif tercemelerinin  devlet tarihinde imkanlarıyla yaptırılması kararlaştırılmış ve bu iki işin masrafları için o günün  maddi  imkansızlıkları  içinde  Diyanet bütçesine 20  bin  liralık ek ödenek konulmuştur.  

          Neticesinde, Elmalı Hamdi YAZIR'ın hazırladığı "Hak Dini Kur'an Dili, Yeni Mealli Türkçe Tefsir" adlı 9 ciltlik meal ve tefsir ile, Ahmet Naim ve Prof.Dr.Kamil  MİRAS'ın  hazırladıkları" Sahih-i  Buhari  Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi" adlı 12 ciltlik  hadis  tercemesi ortaya  çıkmış, tüm masraflar devlet bütçesinden karşılanmıştır.  

          Sonuç olarak şunları  söylemek mümkündür:  Mustafa  Kemal Paşa, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılacağı 23 Nisan 1920 Cuma günü, yurdumuzun her köşesinde Milli ve dini törenler yapılması maksadıyla uzun bir program  hazırlamış ve  bu  büyük tarih  olayının  bütün  milletimize yüksek bir heyecanla duyurulması  hususunda  bir tamim yayınlamıştır. Yayınlanan bu tamimde Meclis'in açılışının, özellikle kutsal gün olan Cuma günü yapılacağı, manevi bir güç sağlaması bakımından Hacı Bayram Veli Camiinde  kılınacak  Cuma  namazını  müteakip  Kur'an  okunup,  dualar yapılacağı ve bilahare Meclis'e gidilerek dua okunup kurban kesileceği, Meclis'e gidilmeden önce hatim okunacağı, ancak; hatimin son bölümünün Meclis'in önünde okunacağı, yurt sathında da Kur'an ve hatim okunacağı ve Salavat-ı  Şerife getirileceği,  ayrıca  Cuma  namazından  önce uygun suretle mevlidi şerif okunacağı belirtilmiştir 12  

          Bu tamim gereğince de, 23 Nisan 1920 Cuma günü Ankara'nın Ulus semtinde Hacı  Bayram Veli Camiinde kılınan Cuma  Namazından sonra Peygamberimizin Sancak-ı Şerif-i ve Sakal-ı Şerif-i taşınarak tekbirlerle, salat-ü selamlarla, şimdi Ulus meydanı altında müze olan Meclis binasına gelinmiş, kesilen kurbanlardan, yapılan dualardan sonra saat 13.45'ten en yaşlı  üye  olan  Sinop  Milletvekili  Şerif  Beyin  Başkanlığında  120 Milletvekiliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi açılıp tarihi görevine başlamıştır.  

            Devlet ve millet adına modern Türkiye'yi  inşa etmek üzere yola çıkan  Mustafa  Kemal ATATÜRK,  her halükarda Türk toplumunun tarihi değerleri  ile İslam'ın  bütün değerlerine bağlı  kalmış ve önüne geçtiği milletin mensubu olduğu dil, din, tarih, sanat, kültür değerlerine ilgisiz kalmayı ve onları silip atmayı hiçbir zaman düşünmemiştir.  

  Mehmet Emin BAYAR

Din Hizmetleri Müşaviri 

 1- Sadi Borak, Atatürk ve Din, Istanbul, 1962.

2- Atatürkü'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt: 11. s. 94-95

3- Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1971

4- Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1971

5- Atatürk'ün Söyleve Demeçleri, Türk İnkılap tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1952, c. ıı, s.95

6- Atatürkün Söyleve Demeçleri, Türk fnkılap tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1952, c. II, s. 98

7- Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1971

8- Bkz. Sadi Borak, Atatürk ve Din, İstanbul, 1962.

9- Sadi Borak, Atatürk ve Din, İst, 1962

10-Bkz. Mehmet S. Aydın, "İrtica'ya İlişkin Bazı Düşünceler", Doğu Batı, 1998, sayı: 3, s. 52-53

11- Bkz. Doç. Dr. Neda Armaner, Atatürkçülük, Genel Kurmay Başkanlığı, 1984, s. 321-336

12- Belgelerle Türk Tarihi Dergisi Say: : 23, Sahife 4-5

 İlimiz Trabzon

 İlçemiz Çarşıbaşı

 Hutbeler

 Albümler

 E Kitap İndir

 Mp3 "Dua ve Sure" İndir

 Mübarek Gün ve Geceler

 Din Hizmetleri

 Atatürk ve Din

 Dini Sorular ve Cevapları

 Personel Bilgi Sorgulama

 Yayın Satış
 D.İ.B Web Kütüphanesi
 Camilerimiz

 Dinimizi Öğrenelim
 40 Hadis
 Kurul Kararları
 Kur'an Okumaya Giriş
 Siyer-i Nebi
 Resimlerle Namaz
 Resimlerle Abdest
 Dini Kavramlar
 Mutluluk Yolu İslam
 Namaz Sure ve Duaları
 Kurban Hakkında
 Hac ve Umre
 Bunları Biliyor musunuz?
 Kutsal Emanetler
 Orucun Hikmet ve Faydaları
 
 

                                                 çözünürlük 1024*768                  @2007 Çarşıbaşı Müftülüğü Tüm Hakları Saklıdır                @tasarim.com